SILAH VE PATLAYICI YUKLU KAMYON TSKYA AIT...3 ASKER DAHA TUTUKLANDI...

HABER ARA


Gelişmiş Arama

ANKET

2011 SEÇİMLERİNDE HANGİ PARTİYE OY VERECEKSİN









Tüm Anketler




VEDAT TURKALI KIMDIR.. ESERLERI.. YASAMI..

Asıl adı Abdülkadir Pirhasan. 1919 yılında Samsun'da doğdu. İstanbul Üniversitesi Türkoloji bölümünü bitirdi. Maltepe ve Kuleli Askeri Lisesi'nde edebiyat öğretmenliği yaptı. 1951'de siyasal eylemlerde bulunmakla suçlanarak tutuklandı. Askeri mahkeme tarafından dokuz yıl hapis cezasına çarptırıldı. Yedi yıl sonra koşullu olarak serbest bırakıldı.

Kategori  Kategori : YAZAR/ ŞAİR/RESSAM
Yorumlar  Yorum Sayısı : 0
Okunma  Okunma : 224
Tarih  Tarih : 06.02.2010

12 Punto 14 Punto 16 Punto 18 Punto



INGILIZCE DERS

Asıl adı Abdülkadir Pirhasan. 1919 yılında Samsun’da doğdu. İstanbul Üniversitesi Türkoloji bölümünü bitirdi. Maltepe ve Kuleli Askeri Lisesi’nde edebiyat öğretmenliği yaptı. 1951’de siyasal eylemlerde bulunmakla suçlanarak tutuklandı. Askeri mahkeme tarafından dokuz yıl hapis cezasına çarptırıldı. Yedi yıl sonra koşullu olarak serbest bırakıldı.

Vedat Türkali 1944–1950 ağır baskı döneminde devrimci sanat çevrelerinde ilk kez el altında dolaştırılan gizli şiirleriyle (özellikle “İstanbul” şiiri ile) tanındı. Şiir uğraşlarını gizlilik döneminden sonra düştüğü hapishanede mapusluk süresince de sürdürdü.

1958 yılında cezaevinden çıktıktan sonra sinema alanında çalıştı. 40'ın üzerinde senaryo yazdı ve üç filmin yönetmenliğini yaptı. Senaryolarını Vedat Türkali takma adı ile yazıyordu. Film alanındaki emekleri günümüz Türk Sineması’nda seçkin bir yer tutar. Geniş izleyici yığınlarını da saran bu çalışmalarının genç Türk Sineması’nın oluşum ve gelişiminde etkin bir yeri olduğu bilinen bir gerçektir.

Yazdığı üç tiyatro oyunu, ulusal gelenek ve değerlere dayanan oyunlar olarak (ikisi türkülerle işlenmiş epik yapıda) özgün öncü nitelikler taşır. 141. Basamak 1970’de Ankara’da sergilendi. Bu ölü Kalkacak 1976 yılında İstanbul Belediye Şehir Tiyatrosu’nda sergilenirken yasaklandı. Dallar Yeşil Olmalı 1985’de yayınlandı.

Vedat Türkali, Türkiye Yazarlar Sendikası ve Barış Derneği yöneticilik ve üyeliklerinde bulundu. Aydınlar Dilekçesi ve Barış Derneği davalarından yargılandı.

İlk romanı Bir Gün Tek Başına 1974 yılında yayınlandı. Bu roman sanatsal ve yazınsal görüşlerinden ödün vermeden sinematografik özelliklerin romana aktarıldığı üstün başarılı bir yapıt olarak heyecanla karşılandı. Türkali, Bir Gün Tek Başına'da 27 Mayıs Askeri Darbesi öncesindeki Türkiye aydınlarının bunalımlı çıkmazını sergiler.

İkinci romanı Mavi Karanlık ağır koşullarda aydınlar arası hesaplaşmaya dayanan acı umutsuz bir sevi romanı olarak 1983'te yayınlandı. Üçüncü romanı Yeşilçam Dedikleri Türkiye, Türk romanında bir dönüm noktasıdır denilebilir. Bu yapıtında da Türkali, bir tarih parçasının karmaşasındaki Türkiyenin çelişkilerle yüklü acı tatlı serüvenini bölüşen tanıklarıyla yüzyüze getiriyor okuyanları.  

Bu Gemi Nereye (1985) adlı düz yazıları, söyleşileri, soruşturmalarından oluşan kitabı, Türk Sineması üzerine araştırma yapacaklar için kaynakça niteliğindedir.

Önsözlerinde Türk Sineması'nın yapısı ile ilgili önemli açıklamaları içeren iki senaryo kitabı var: 1. Üç Film Birden-1979 (Bedrana, Kara Çarşaflı Gelin, Analık Davası) 2. Eski Filmler- 1984 (Otobüs Yolcuları, Karanlıkta Uyananlar, Güneşli Bataklık, Umutsuz Şafaklar)

1990'da Tek Kişilik Ölüm romanı yayınlanır. Gerçek kişilere ve gerçek olaylara dayalı bir dönem romanıdır. Daha sonra ki on yıl boyunca Türkiye Komünist Partisi’nin tarihi niteliğindeki, İkinci Dünya Savaşı döneminin siyasal yapısının sergilendiği Güven adlı iki ciltlik romanını yazar. Bu romanı rahat yazmak için 10 yıl Londra’da kalır.

Bunların dışında düz yazıları, söyleşileri, savunmaları Tüm Yazıları Konuşmaları (2001)adlı bir kitapta toplanmıştır.

Komünist (2001) adlı bir anı kitabı vardır. Bu kitap çocukluğundan, tutuklanma sürecine kadar ki yaşamından kesitler içerir.

Son romanı Kayıp Romanlar (2004) dır.  Doktor Nahit Kotar yıllar süren siyasal sürgünden, tutkuyla bağlı olduğu İstanbul'una dönebildiğinde yetmişinin sonlarındadır. Devrimci bir emeklilik yaşam çizgisi çekmiştir kendince. İstanbul'uyla özlem giderecek, dış ülkelerde sürekli içinde olduğu sanat etkinliklerini ülkesinde izleyecek, artık kapalı olan eski örgütü adına dış ülkelerde sürdürdükleri etkinliklerden üstünde kalmış yüklüce parayı vereceği en uygun örgütü arayıp bu ağır yükten kurtulacaktır. Bir de roman yazmayı düşünmektedir bu arada.

Çelişkilerle çalkalanarak değişen, değişemeyen Türkiye'de şaşkınca dolaşmaya başladığı daha ilk günlerinde bir genç kız çıkar karşısına. Aralarında yaş uçurumu olan, inandıklarının tam karşısında değerler tablosunu benimsemiş görünen bu genç kızla, Esme'yle karşılaşması yeni bir dönem başlatmıştır yaşamında. Kızgınlıklar, karşılıklı suçlamalar içinde bağlı oldukları değerleri tartışmaları, birbirlerini gizli, açık, kaçınılmaz biçimde de kendilerini sorgulamaya başlamalarıyla yepyeni bir yola düşerler. Ülkenin özgürlük kavgası, tarihten gelen, çözüm bekleyen Kürt, Ermeni sorunları, tüm bu sorunlarla birlikte dış-iç egemen karanlık güçlerin, mafyaların kanlı gölgesi vardır bu bin bir tehlikeyle dolu yolun üzerinde.

Vedat Türkali, senaryoları, oyunları ve romanları ile ulusal ve uluslararası alanda bir çok ödüller almıştır. Bir Gün Tek Başına adlı romanı ile 1974 Milliyet Roman ödülü ve 1976 Orhan Kemal Roman ödülü; Çekoslovakya’da Carlovy Vary Film Festivali’nde Bedrana filmiyle, 1982 Cidale, Güneşli Bataklık ile 1982 sendika ödüllerinden başka Dallar Yeşil Olmalı oyunu ile de 1970 TRT Sanat ödüllerini almıştır.

1 Mayıs 2004’den - 1 Mayıs 2005’e kadar ki bir yıl, aydınların, sanatçıların, kültür sanat kurumlarının ve insan hakları savunucularının katılımı ile "Vedat Türkali Yılı" ilan edilmiştir. Çok çeşitli etkinliklerle geçen bu bir yıl, ilk kez yaşayan bir aydına armağan edilmiştir.

ESERLERİ

Bir Gün Tek Başına, Üç Film Birden, Eski şiirler Yeni Türküler, Mavi Karanlık, Eski Filmler, Bu Gemi Nereye
Dallar Yeşil Olmalı, Ölmedikçe, Savunmalar, Yeşilçam Dedikleri Türkiye,Tek Kişilik Ölüm,Yanıtlar
Özgürlük İçin Kürt Yaıları,Güven,Kominist, Bu Ölü Kalkacak
141. Basamak, Kayıp Romanlar, Şeytanın Kaşık Oyunları

 "Bir Gün Tek Başına" film olacak. Eminiz ki en az kitabı gibi ses getirecek ve sevilecek bir film olacak.

BİR GÜN TEK BAŞINA

27 Mayıs 1960 Harekatına yaklaşırken, son 5-6 aylık bir zaman dilimi... Parlamenter diktatörlüğün karanlığında, umutsuzcasına; el yordamıyla direnmeye çalışan bir toplum...

Yıllar önce 'Müdüriyet'te yediği iki tokatla yılıp sinen; Beyazıt'ta öğrenci kitlesinin eylemi içine düşüverince tabanları yağlayan bencil, ürkek, kuşkulu ve kaypak Kenan... Evinde olabildiğince ağır iki çeki taşı; karısı Nermin ve kızı Zeynep...

Devrimci ateşi sönmüş Kenan'ın karşısına, devrimci ateşi yeni yeni alevlenmeye başlayan bilinçli, gözüpek ve dirençli Günsel çıkıyor.

Günsel'le Kenan'ın aşkının perde arkasında kıvıl kıvıl kaynayan bir toplum... Kenan'ın iki tokatta yüzgeri ettiği yolun yiğit savaşçıları 'Baba' ve Hasan'ın yılmaz mücadeleleri...

'Bir Gün Tek Başına', 25 yıldır artık Türk klasikleri arasında yerini almış Vedat Türkali'nin ilk romanı...

HAKKINDA SÖYLENİLENLER...

ATAOL BEHREMOĞLU

.... Vedat Türkali'yi "Bir Gün Tek Başına" ile tanımıştık... Yine kişisel bir aşk öyküsünün (Bir aşk öyküsü başka nasıl olabilir?) canlı ve güncel bir toplumsal örgüyle dokunduğu bu roman, çağdaş Türkiye edebiyatına bu edebiyatın en unutulamayacak kahramanlarından "Günsel'i ve yanı sıra da "Kenan"ı armağan etmişti..."Bir Gün Tek Başına'yı "Mavi Karanlık", "Yeşilçam Dedikleri Türkiye", "Tek Kişilik Ölüm" ve büyük soluklu nehir romanı "Güven" izledi... Vedat Türkali çağdaş edebiyatımızın çok önemli, çok özgün, çok büyük bir olgusudur... Sadece bizim edebiyatımızda değil bütün dünya edebiyatında ve sadece çağdaş edebiyatlarda değil bütün zamanlarda böyle yazarlara az rastlanır...Bireysel psikolojinin en derinlerine iniş ve bunu yaparken de canlı bir toplumsal dokuyu ortaya çıkarış... Bir ana eksen çevresinde sayısız yan olay örgüsü ve asıl kahramanların yanı sıra herbiri belirgin ve ilginç kişiliklere sahip çok sayıda ikincil kahraman... Bu çapta ve nitelikte roman örgüleriyle, büyük klasiklerden, öncelikle de Lev Tolstoy'un dev yapıtlarından tanışıklığımız var...Vedat Türkali, insanlık yaşadıkça, insanlığın binlerce yılda biriktirdiği insan olma özellikleri yitip gitmedikçe varlığını ve önemini sürdürecek gerçekçi öyküleme sanatını, kendi ülkesinin, kendi toplumunun, kendi zamanının renkleriyle donatıyor... Baş döndürücü bir kurguyu izlerken ve kahramanların iç dünyalarının derinliklerinde gezinirken bir yandan da romanın her satırında toplumsal gerçekliğin çoğu kez acıtan varlığını duyumsuyorsunuz. Ne sadece aşk, ne sadece gerilim, ne de kuru kuruya toplumsal gerçeklik...Hepsi bir arada...Roman sanatının ulaşmış olduğu en yüksek doruk da bu sentezden başka bir şey olmasa gerek. Modalar gelip geçer. Gerçek sanat, kalıcı olandır. Böyle olmasaydı eğer, Homeros'u müzeye kaldırır, Sophokles ya da Shakespeare'e sahne yüzü göstermez, Dante'yi elimize almaz, Servantes ya da Stendhal'den tek sayfa okumaz, Tolstoy ya da Dostoyevski'nin yüzüne bakmazdık. Ama öyle olmuyor...Daha birkaç gün önce, Vergilius'un iki bin yıl önce yazılmış "Aeneis"ini okumaktayken, Kartaca kraliçesi Dido'nun uğradığı aşk ihanetinin ve ölümünün anlatıldığı bölümlerde, belki Madame Bovary ya da Anna Karenina için duyduğum üzüntüden de daha büyük bir üzüntüyle sarsıldım. Gerçek yazarlar (ve şairler) böyledir. Sizi iki bin yıl sonra sarsmayı başarırlar. Simdi Vedat Türkali'nin, adını bu yazarlarla birlikte andığım için, şu anda Londra'daki bir hastaneden bana kaşlarını çattığını görür, "Abartma" deyişini işitir gibiyim. İstediğini yapıp söylesin...85. yaşında edebiyatımıza "Kayıp Romanlar" gibi dev bir yapıtı ve yine unutulmayacak bir başka genç kız tipini, "Esme"yi armağan eden büyük yazarımızı, kocaman bir ülke olarak, - o bunu umursamıyor olsa da- (Rusçada yayınlanan "Bir Gün Tek Başına" dışında) yabancı dillere çevirip yayınlatamamış olmanın utancı bizlere zaten yeter.. Bu utanç, hiç kuşkusuz, Türkiye'yi belki "modern" ama yine de "oryantal" olarak görmekte ısrar eden Batı'nın, daha da büyük bir oranda utancı olmalıdır.

ÜLKÜ TAMER

Bir Gün Tek Başına Milliyet Yayınları Roman Yarışması’nda birincilik ödülünü aldığında yayınevini yönetmiyordum daha. Yayınevinin yöneticisi Altemur Kılıç’tı. Ben Seçiciler Kurulu’ndaydım. Roman, ödülü oybirliği ile aldı. Törenden önce Abdi İpekçi’nin, “Nasıl bir roman? İyi mi? Satar mı?” diye sorduğunu hatırlıyorum.

Yanıtımı da: “Bence çok güzel. Çok da iyi satacak. Yıllarca.”
Bir Gün Tek Başına bizi, daha da önemlisi, yazarını yanıltmadı. Türk romanının en önemli yapıtlarından biri olarak kitaplıklarda yerini aldı.

SERVER TANİLLİ

Son günlerde yayımlanan bir roman ise apayrı bir önem taşıyor.

Büyük romancımız Vedat Türkali, birkaç yıl önce yayımladığı Güven adlı romanıyla, İkinci Dünya Savaşı yıllarındaki Türkiye'yi anlatıyordu ve yazarın şaheseridir.

Ya ondan sonraki Türkiye?

Büyük romancı, okurlarının beklentisine, şimdi Kayıp Romanlar 'la yanıt veriyor. Roman, yine bir aşkı, politik bir geçmişi olan Doktor Nahit ile ondan hayli küçük Esme'nin aşkını anlatıyor.

Ne var ki o aşkın çevresinde bir Türkiye, giderek bir dünya vardır: 50, 60, 70'li yıllar... Emperyalizm, onun ''yeni dünya düzeni'' ; dışarıda ve içerdeki yol açtığı gelişmeler. Onları okuyarak, bugün içinde çırpındığımız dram ortaya çıkmış oluyor.

Bu roman da yazarın bir şaheseridir.

Yakın bir dönem, giderek bugünkü dünya ve Türkiye, bu roman okunmadan anlaşılamaz...

SERVER TANİLLİ / Cumhuriyet Gazetesi / 15.10.2004 tarihli yazısından

KAYNAK :vedatturkali.net


"DÜNYADA HİÇ BİR ŞEY ÇÖZÜMSÜZ DEĞİLDİR"


Yazdırılabilir Sayfa Yazdırılabilir Sayfa | Word'e Aktar Word'e Aktar | Tavsiye Et Tavsiye Et | Yorum Yaz Yorum Yaz


YAZAR/ ŞAİR/RESSAM

En Çok Okunan Haberler


Bookmark and Share






yemek

yemek

ilan





 




A Site about Turkey country
RSS Kaynağı | Yazar Girişi